Bisikletin Kullanım Amacı Nedir? Bir Araç mı, Bir Hobi mi?
İzmir’de, gündelik yaşamın içinde bisiklet, genellikle ulaşım aracı olarak kullanılıyor. Ancak, şehirdeki bisiklet sürücülerinin tavırları ve bu araçla ilgili toplumda oluşturduğumuz algı, biraz daha karmaşık bir hal alıyor. Kimileri için bisiklet, günlük yaşamın vazgeçilmezi, bir ulaşım aracı; kimileri içinse “sadece hafta sonu eğlencesi”, “spor yapma aracı” ya da “çevre dostu yaşam tarzı” gibi soyut kavramlarla ilişkilendirilen bir nesne. Bisikletin amacı, genel olarak çevreci ve sağlıklı bir ulaşım aracı olarak lanse ediliyor, ama gerçekte, bu kadar idealize edilmesi gerektiğini düşünüyor muyuz? Gerçekten de hayatımıza değer katıyor mu, yoksa sadece bir eğlenceden ibaret mi?
Benim gibi, İzmir’in trafiğinde sıkça bisiklet sürmek zorunda kalan biri olarak, bu konuda net fikirlerim var. Şehirde bisiklet sürmenin zorluklarıyla ilgili bir dizi deneyimim oldu ve açıkçası, çoğu zaman o kadar eğlenceli değil. Hadi, önce bisikletin “güçlü yanları”na göz atalım ve sonra biraz da gerçekleri konuşalım.
Bisikletin Güçlü Yanları: Sağlık, Çevre, Hız
Birincisi sağlık: Herkesin bisikletle ilgili söylediği ilk şeylerden biri bu. Evet, bisiklet sürmek gerçekten iyi bir egzersiz. Düzenli sürüş, kalp sağlığını iyileştirir, kasları güçlendirir, vücuda yağ yakımında yardımcı olur. Kimse buna itiraz etmez. Ama mesele, bisikletin insanın “bir günde 10 km pedal çevirecek motivasyona” sahip olmasıyla ilgili. Çünkü sonuçta, doğru kullandığınızda gerçekten faydalı olabilen bir araç. Örneğin, sabah işe giderken bisikletle gitmek, günü bir şekilde başlatmanın harika bir yolu olabilir. Bu yazın sıcak İzmir günlerinde, bisiklet sürmek gerçekten ferahlatıcı olabilir. Ama hele bir de yağmur yağarsa ya da rüzgarla tanışırsanız, bisikletin sağlık yönü biraz da “masochist bir fantezi”ye dönüşebilir.
İkincisi çevre: Bisikletin çevre dostu olduğu söyleniyor, ve evet, bu gerçekten doğru. Bisiklet, karbon salınımını sıfırlıyor, doğaya zarar vermiyor, trafiği rahatlatıyor. Bunu kabul ediyorum. Ama burada bir soru aklıma takılıyor: Şehirde bisikletin çevreye katkısı ne kadar? İzmir gibi yoğun şehirlerde, bisiklet sürücüleri daha çok arabaların arasında sıkışıyor, trafikte geride kalıyor, sağa sola kaçmaya çalışırken, arabalara çarpma riski taşıyorlar. Şehirdeki trafik düzeni bisiklet sürücülerini ne kadar destekliyor ki? Bu bir çevre dostu ulaşım aracı olmayı ne kadar destekliyor?
Üçüncüsü hız: Evet, bisiklet, özellikle kısa mesafelerde gerçekten hızlı bir ulaşım aracı olabilir. Eğer işler yolunda giderse ve yollar bisiklet sürücüsüne göre dizayn edilmişse, bisikletle ulaşım, hem hızlı hem de pratik olabilir. Ama bir arabanın önünde pedal çevirirken hissettiğiniz o hızlı, özgür ruh haline ne kadar sadık kalabiliyoruz? Evet, şehirde 10 dakikalık bir yolculuğu 20 dakikada yapmak zorunda kaldığınızda hız biraz hayal oluyor.
Bisikletin Zayıf Yanları: Trafik, Konfor ve “Meydan Okuma”
Birincisi trafik: Bisiklet sürmek, her gün trafiğin tam ortasında olmak demektir. Gerçek şu ki, bisikletin kullanım amacı çoğu zaman “kolay ulaşım” değil, “trafikte hayatta kalma” haline gelir. Araçların yanında pedallamak, bazen ölüme meydan okumak gibi bir şey. Her gün trafikte, bisikletin zayıf bir “özgürlük” aracı haline gelmesinin biraz da vicdanen doğru olmadığı düşüncesine kapılıyorum. Trafik yoğun olduğunda, bisiklet sürücülerinin yaşadığı korku, aynı zamanda bu ulaşım aracının “çözüm” olmaktan çok, bir “meydan okuma”ya dönüşmesine neden oluyor.
İkincisi konfor: Bisiklet sürmenin en sevmediğim yönlerinden biri, konforun neredeyse sıfır olması. Bir saatin sonunda, kalçalarda ve sırtlarda oluşan acıyı kimse bana anlatamaz. Uzun yolculuklarda sırt ağrıları, terlemenin getirdiği rahatsızlık ve saçma sapan trafik ışıklarıyla geçirilen zaman, bisikleti en sevdiğim şey olmaktan çıkarabiliyor. Hele bir de sırt çantası taşıyorsanız, işte o zaman işin “spor” tarafı başlıyor. Konforlu bir ulaşım aracı olarak bisikletin varlık sebebi gerçekten sorgulanabilir.
Üçüncüsü, sosyal baskı: Bisiklet sürmenin bazen “daha yeşil, daha çevreci” bir imaj yaratmak olduğu da doğru. Yani, aslında pek çok kişi bisiklet kullanırken, etrafındaki insanların nasıl baktığını hissediyor. Bir bakıma, bisiklet kullanmak bir “statü simgesi” haline gelebiliyor. Bisikletin kullanım amacı çoğu zaman, gerçek ihtiyaçtan çok, toplumsal baskılar ve trendler tarafından yönlendiriliyor. “Herkes bisiklet sürüyor, o zaman ben de bisiklet süreyim” yaklaşımının da ne kadar sağlıklı olduğu tartışmaya açık.
Sonuç: Bisiklet Gerçekten Çözüm mü?
Şimdi bir soru sormak istiyorum: Bisiklet, gerçekten tüm bu avantajlarına rağmen şehir içi ulaşım için ideal bir çözüm mü? Veya sadece çevre dostu bir yaşam tarzının maskelenmiş bir gösterisi mi? Eğer gerçekçi olursak, bisikletin her durumda mükemmel bir ulaşım aracı olmadığını kabul etmemiz gerekiyor. Elbette sağlıklı, çevreci ve biraz da eğlenceli olabilir, ama pratikte karşılaşılan zorluklar, bazen bu aracı işlevselliğinden uzaklaştırabiliyor.
İzmir’deki trafiğin içinde bisiklet sürerken, “Bu kadarına da pes” demekten başka bir şey düşünemediğim anlar oluyor. Ama diğer yandan, bu şehri seven, çevreye duyarlı ve sağlıklı yaşamaya çalışan biri olarak bisikletin potansiyeline de saygı duyuyorum. Peki, sen bisikleti sadece bir ulaşım aracı olarak mı kullanıyorsun, yoksa bisiklet sürmenin sosyal ve çevreci yönlerini de mi keşfetmek istiyorsun?