Şaban Salako Nerede Çekildi? İzmir Sıcağında Başlayıp Yeşilçam’a Giden Bir Muhabbet
Merhaba! Kaskcenter sayfasına hoş geldiniz. Bugün gündemimizde “Şaban Salako nerede çekildi” var.
Geçen hafta arkadaşlarla Kordon’da oturuyoruz. Hava sıcak ama öyle romantik sıcak değil, bildiğin insanı tost yapan İzmir sıcağı. Masada üç kişi varız ama dört ter lekesi oturuyor gibiyiz. Garson üçüncü kez su getirince bana şöyle baktı:
“Abi siz yürüyerek mi geldiniz Manisa’dan?”
Dedim ki:
“Yok kardeşim, hayat yoruyor.”
Millet güldü tabii ama ben gerçekten biraz ciddiydim. Çünkü ben öyleyim. Dışarıdan bakınca sürekli şaka yapan adamım ama gece eve gidince tavana bakıp “Acaba hayatım bir Yeşilçam filmi olsaydı hangi yan karakter olurdum?” diye düşünüyorum.
Muhtemelen pazarda dayak yiyen adam falan olurdum.
Neyse…
Otururken konu bir anda eski Türk filmlerine geldi. Bizim Burak telefonu çıkarıp “Oğlum Şaban Salako’yu tekrar izledim, hâlâ aşırı komik” dedi.
Ben de refleks olarak:
“Şaban Salako nerede çekildi biliyor musunuz?” dedim.
Masada sessizlik oldu.
Çünkü arkadaş grubunda gereksiz bilgi yüklemesi yapan kişi benim. İnsanlar futbol istatistiği ezberler, ben “1980’lerde çekilen filmlerin plato bilgileri” gibi şeylerle dolaşıyorum.
Ama o an ben de tam bilmiyordum. Eve gidince araştırdım, izledim, eski sahnelere tekrar baktım. Sonra fark ettim ki mesele sadece çekim yeri değilmiş. Film resmen bizim mahalledeki insan enerjisini taşıyor.
Şaban Salako Nerede Çekildi?
Önce net cevabı vereyim.
Şaban Salako filmi ağırlıklı olarak İstanbul çevresinde ve bazı köy platolarında çekilmiş Yeşilçam yapımlarından biri olarak biliniyor. Filmde kullanılan köy atmosferi, doğal alanlar ve açık mekânlar dönemin klasik Anadolu köyü hissini yansıtıyor.
Ama dürüst olayım…
Ben filmi izlerken çocukluğumdaki mahalleyi görüyorum.
Çünkü o karakterler hâlâ yaşıyor gibi.
Mesela bizim mahallede bir Cemil abi vardı. Adam her sabah kahveye gidip hiçbir işi olmamasına rağmen “Bugün çok yoğunuz” derdi.
Bir gün sordum:
“Abi ne yoğunluğu?”
Dedi ki:
“Düşünsel yoğunluk.”
Adam oturup çekirdek yiyordu sadece.
İşte Şaban Salako’daki karakterlerin güzelliği de bu. Hepsi gerçek hayatta bir yerlerde var gibi.
Kemal Sunal’ın O Garip Şekilde İnsanı Rahatlatan Hâli
Kemal Sunal filmlerini izleyince insanın siniri düşüyor ya… Bunun bilimsel açıklaması olmalı.
Ben bazen çok kötü günlerde açıp rastgele bir sahne izliyorum. Bir anda içimdeki bütün stres:
“Tamam kardeşim sakin ol” moduna geçiyor.
Şaban Salako’da da aynı his var.
Karakter saf ama aptal değil. Komik ama kırıcı değil. Ve en önemlisi, insanı küçümseyen bir mizah yok filmde.
Bence bugün hâlâ bu kadar sevilmesinin sebebi bu.
Çünkü biz artık günlük hayatta bile yorulduk. Sosyal medyada biri kahve paylaşsa altına ekonomi tartışması çıkıyor. İnsan sabah simit yerken bile geriliyor.
Ama Kemal Sunal filmlerinde başka bir dünya var.
Orada kötüler bile bazen fazla karikatürize olduğu için insan sinirlenemiyor.
Benim Beyin: Günde 700 Farklı Senaryo
Bir gece Şaban Salako’yu tekrar izliyordum. Tam komik bir sahnede durdum ve düşündüm:
“Ben köyde yaşasam hayatta hayatta kalamam.”
Gerçekten kalamam.
Ben markete diye çıkıp kulaklıkla yürürken bile üç farklı felaket senaryosu düşünüyorum.
“Ya şimdi eski sevgiliyle karşılaşırsam?”
“Ya kredi kartı düşerse?”
“Ya biri gelip ‘sen çok değiştin’ derse?”
İnsan neden durduk yere kendi kendine psikolojik gerilim yazıyor bilmiyorum.
Filmdeki karakterler ise çok daha net insanlar. Açsa aç. Sinirliyse sinirli. Seviyorsa seviyor.
Bizim nesil öyle değil.
Biz mesaj yazıp siliyoruz.
Sonra tekrar yazıp tekrar siliyoruz.
En son sadece “jsjsjs” atıp kaçıyoruz.
Şaban Salako Nerede Çekildi Sorusu Neden Bu Kadar Merak Ediliyor?
Çünkü filmdeki atmosfer çok gerçek geliyor.
İnsan o köyü görünce gerçekten varmış gibi hissediyor. Hatta geçen gün annemle izliyorduk, annem bir anda:
“Bizim oralara benziyor.”
dedi.
Türkiye’de her annenin içinde gizli bir mekân yönetmeni var bu arada.
Bir sahne görür görmez:
“Burası kesin Bolu civarı.”
“Şu ağaç Ege ağacı değil.”
“Bu ev Karadeniz işi.”
CIA böyle analiz yapmıyor.
Ama cidden filmdeki doğallık insanı içine çekiyor. Şimdiki bazı dizilerde herkes fazla kusursuz. Adam sabah uyanıyor, saç hâlâ reklam çekimi gibi.
Ben sabah aynaya bakınca kendi yüzümü Face ID tanımıyor bazen.
Yeşilçam’da ise insanlar gerçekti. O yüzden sıcak geliyordu.
Arkadaş Ortamında Gereksiz Şaban Salako Analizi Yapınca Ne Oluyor?
Geçen cumartesi Alsancak’ta oturuyoruz. Konu yine filmlere geldi.
Ben başladım anlatmaya:
“Bakın arkadaşlar, Şaban Salako aslında sınıf farkını mizahla eleştiren bir yapı…”
Burak direkt çayı bıraktı:
“Abi yine mi sinema kulübüne döndün?”
Dedim ki:
“Sus. Bu önemli.”
Ama içten içe biliyorum… Ben fazla düşünüyorum.
Millet filmi açıp gülüyor, ben karakter analizi yapıyorum.
Bir sahnede adamın bakışına takılıp:
“Acaba burada toplum baskısını mı temsil ediyor?” diye düşünüyorum.
Sonra kendime kızıyorum.
Çünkü normal insan gibi izleyemiyorum hiçbir şeyi.
Bir tost bile yerken analiz yapıyorum.
“Kaşarın erime biçimi bana yalnızlığı hatırlattı.”
Bu cümleyi kuran adamın biraz dinlenmesi gerekiyor olabilir.
Yeşilçam Filmleri Neden Hâlâ Bu Kadar Samimi?
Çünkü kusurlular.
Bak ciddi söylüyorum.
Şaban Salako gibi filmlerde dekor bazen yamuk, ses bazen tuhaf, kurgu bazen karışık… Ama tam da bu yüzden gerçek hissediliyor.
Şimdi bazı yapımlar o kadar steril ki hastane koridoru gibi.
Ama Yeşilçam’da hayat var.
Ter var.
Çamur var.
Bağıran insanlar var.
Bir de o aşırı dramatik müzikler…
Adam sadece kapıya bakıyor:
“Dııııııınnnn!”
Sanki NATO toplantısı başladı.
Ama seviyoruz işte.
Çünkü o samimiyet kayboldu biraz.
Bir Günlüğüne Şaban Salako Evrenine Düşsem
Bazen düşünüyorum.
Bir gün gözümü açsam ve kendimi Şaban Salako evreninde bulsam ne yaparım?
Muhtemelen ilk gün hayatta kalamam.
Köy kahvesine girerim, herkes bana bakar.
“Sen kimsin?”
Ben panik olup:
“Ben UX designer gibiyim ama tam değil…”
derim.
Kimse anlamaz.
Sonra biri bana odun taşıtır.
Ben üç dakikada bel fıtığı başlangıcı yaşarım.
Ama yine de o dünyanın bir huzuru var. İnsan ilişkileri daha net. Şimdiki gibi “görüldü atıp iki gün kaybolma” yok.
Şimdi biri mesajıma 7 saat dönmeyince direkt kendi hayat hikâyemi sorguluyorum.
“Acaba çok mu konuştum?”
“Espriyi yanlış mı yaptı?”
“Ben neden varım?”
Bir mesajdan varoluşsal krize giriyorum.
Şaban Salako dünyasında en fazla biri sana kazma verir.
Daha dürüst bir hayat.
Kemal Sunal Filmleri ve Bizim Kırık Ruh Hâlimiz
Bence bizim nesil Kemal Sunal filmlerini sadece komik olduğu için sevmiyor.
Bir kaçış gibi geliyor biraz.
Çünkü orada hâlâ iyi insanlar var.
Saf insanlar var.
Birbirine gerçekten bakan insanlar var.
Şimdi herkes telefona bakıyor.
Geçen gün kafede dört kişi oturuyoruz. Kimse konuşmuyor. Hepimiz reels izliyoruz.
Bir ara başımı kaldırdım.
Dedim ki:
“Arkadaşlar biz niye toplandık?”
Burak dedi ki:
“Wi-Fi şifresi iyi burada.”
Trajik ama komik.
Biraz da biz böyle olduk işte.
O yüzden Şaban Salako gibi filmler hâlâ içimizi ısıtıyor. Çünkü insan ilişkilerinin daha sade olduğu zamanları hatırlatıyor.
Sonuç: Şaban Salako Nerede Çekildi Diye Araştırırken Başka Şeyler Bulmak
Şaban Salako nerede çekildi diye araştırırken fark ettim ki mesele sadece mekân değilmiş.
Asıl olay his.
O köy hissi.
O insanlar.
O sıcaklık.
O saf komedi.
Film bugün izlendiğinde bile hâlâ insanı güldürebiliyor çünkü içinde kibir yok. Kimse kendini büyük göstermeye çalışmıyor.
Ve galiba ben bunu özlüyorum.
Çünkü gerçek hayatta herkes biraz rol yapıyor artık.
Ben bile bazen çok komik biri gibi davranıyorum ama gece yatağa yatınca saçma sapan şeyleri düşünüyorum.
“Acaba insanlar gerçekten mutlu mu?”
“Ben niye market poşetini taşırken bile hayatı sorguluyorum?”
“Bir insan neden durduk yere nostaljik olur?”
Sonra gidip Kemal Sunal filmi açıyorum.
Bir anda dünya biraz daha katlanılabilir oluyor.
Belki de bazı filmler tam olarak bunun için vardır. İnsan biraz nefes alsın diye.